Malum Hıristiyanlardan başka Hz. İsa Mesih adlı kişiye değer veren ve onu Allah'ın Peygamber'i kabul edip annesi Hz. Meryem'e de ''tüm âlemlerin kadınlarına üstün kılınan kişi'' sıfatını layık gören tek din islamiyetdir.Bu yüzden İslam dinine göre Hz. İsa'yı tanımak çok önemlidir diye düşünüyorum ve konuya da çok değeri hocam Marmara ilahiyat Fakültesi'nde Profesör olan Ömer Faruk Harman'ın konuyla ilgili makalesini ekleyerek sözlerimi sonlandırıyorum.


Kur'ân-ı Kerîm'e göre Hz. İsa, rasûllerin en büyükleri olan beş "ulu'l-azm" peygamberden biridir. On beş sûrede doksan üç âyette ismi veya bir sıfatı ile zikredilmekte, ağırlıklı olarak Al-i İmran, Maide ve Meryem sûrelerinde doğumunun müjdelenmesi, dünyaya gelişi, tebliği, mucizeleri, dünyevi hayatının sonu ve Allah katına yükseltilişiyle ilgili olarak bilgi verilmektedir.

Kur'ân'da hem İsa, hem İbn Meryem, hem de Mesih olarak adlandırıldığı gibi başka isimlerle de anılmakta, ayrıca kendisine çok sayıda unvan verilmekte, yirmi beş defa İsa, on altısı İsa kelimesiyle birlikte olmak üzere yirmi üç defa İbn Meryem şeklinde geçmektedir. Mesih kelimesi ya tek başına veya Mesih İbn Meryem ya da Mesih İsa b. Meryem şeklinde on bir yerde geçmektedir. Ancak Kur'ân'daki mesih kelimesi Hıristiyanların bu kelimeye yüklediği anlamda değildir. İsa Mesih diğer peygamberler gibi yaratılmıştır, bir kuldur. Ona uluhiyyet nisbet etmek, onu rab edinmek kesinlikle doğru değildir.

Kur'ân-ı Kerim'de âlemlere üstün kılındığı bildirilen (1) dört seçkin aileden biri de Hz. İsa'nın annesi Meryem'in mensubu bulunduğu İmran ailesidir. Yine Kur'ân'da Hz. İsa'nın annesi Meryem hakkında İsa'nın doğumunun müjdelenmesi münasebetiyle de bilgi bulunmaktadır. Kur'ân'a göre Meryem, ailesinden ayrılarak kendisine tahsis edilen yerde yaşarken Allah'ın ruhunu (Cebrail) tastamam bir insan şeklinde karşısında görünce korkudan Allah'a sığınarak ondan kendisine dokunmamasını ister. Melek ise ona tertemiz bir erkek çocuk bağışlamak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söyler. Meryem'in, kendisine bir erkek eli değmediği, iffetsiz olmadığı halde nasıl çocuğu olabileceğini sorması üzerine melek bunun Allah için kolay olduğunu bildirir. (2) Sonuçta Meryem kendisine hiçbir erkek eli değmemişken İsa'ya hamile kalır.(3)

Hz. İsa'nın müjdelenmesiyle ilgili olarak İncil'de verilen bilgilerle, Kur'ân'daki bilgiler arasında benzerlik ve farklılıklar vardır. Her iki anlatımda da Meryem bakiredir, fakat İnciller'e göre Yusuf adlı bir kişiyle nişanlıdır. Luka İncili'nde (4) Meryem'e müjde veren melek Cebrail ile hamile kalmasına vesile olan Ruhul-kudüs aynı değildir. Kur'ân'da ise Allah Teâlâ Meryem'e gönderilen melekten "bizim ruhumuz" diye söz eder ve genellikle bunun Cebrail olduğu kabul edilir. Melek Meryem'e müjdeyi vermiş, daha sonra Allah ruhundan üflemiş ve Meryem İsa'ya hamile kalmıştır. Diğer taraftan Kur'ân İsa'nın babasız dünyaya gelmesini Adem'in yaratılışıyla mukayese etmektedir.(5)

Meryem, İsa'yı dünyaya getirdikten sonra kavminin yanına döner. Kavmi, bakire Meryem'i kucağında çocukla görünce çocuğun gayr-i meşru bir ilişkinin ürünü olduğunu sanarak, "Ey Meryem! Gerçekten sen iğrenç bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi, annen de iffetsiz değildi." derler. Bunun üzerine beşikteki İsa şunları söyler: "Ben Allah'ın kuluyum. O bana Kitabı verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı emretti. Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır." Kur'ân-ı Kerim'de İsa'nın doğumundan itibaren tebliğ faaliyetine kadar geçen dönemle ilgili olarak sadece Meryem ve oğlunun iskana elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirildikleri bildirilmektedir. (6)

Kur'ân'a göre Allah, İsa'ya Kitap vermiş ve onu mübarek kılmıştır. O İsrailoğulları'na gönderilen bir peygamberdir. Bir olan Allah'a kulluğa çağırmış, Tevrat'ı tasdik etmiş, bazı hususlarda onu neshetmiş, kavmine namazı ve zekatı emretmiştir.

Kur'ân'da Hz. İsa'nın doğduğundan, öleceğinden ve tekrar hayata döneceğinden söz edilir (7) Ancak genel İslami telakkiye göre onun bu dirilişi, Hıristiyanlıktaki gibi çarmıha gerildikten sonraki diriliş değil kıyamet sonrası diriliştir. Nitekim Kur'ân-ı Kerim'e göre İsa çarmıha gerilmemiştir. Yahudiler, İsa'nın tebliğ ettiği mesajdan hoşlanmamışlar ve onu öldürmek için tuzak kurmuşlardır.(8) "Allah elçisi Meryem oğlu İsa'yı öldürdük demeleri yüzünden onları lanetledik. Halbuki onu ne öldürdüler ne de astılar, fakat öldürdükleri onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedir; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir sağlam bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldürmediler, bilakis Allah onu kendi nezdine kaldırmıştır. Allah izzet ve hikmet sahibidir." (9) Böylece Hıristiyanlıkta önemli bir dinî inanç olan, insanların günahına kefaret olmak üzere İsa'nın çarmıha gerilmesi hadisesinin İslam'da kabul edilmediği görülmektedir.

İslam inancına göre Hz. İsa, ne Hıristiyanların iddia ettikleri gibi bir tanrı veya Tanrı'nın oğlu ne de Yahudilerin iddia ettikleri gibi sıradan bir insandır, o Allah'ın gönderdiği bir nebî ve rasûldur, İsrailoğulları'na gönderilmiş bir peygamberdir, kendisine İncil verilmiştir. Tevrat'ı tasdik etmiş, bazı hususlarda onu neshetmiştir. İsa, "Muhakkak ki Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur." diyerek İsrailoğulları'nı bir olan Allah'a kulluğa davet etmiş, Allah'ın kulu olduğunu belirtmiş, birçok mucize göstermiştir. Mabede adanmış, itaat ve ibadetle meşgul olmuş, Allah tarafından rızıklandırılmış, iffet sembolü olarak yetişmiş olan Meryem'den babasız dünyaya gelmiş, böylece hem anne hem oğul ilahî kudrete bir alamet kılınmıştır.

Kur'ân'a göre İsa bütün üstün özelliklerine rağmen bir insan ve bir kuldur. (10) Hiçbir zaman kendisinin tanrı edinilmesini söylememiş ve yalnız Allah'a kulluğu öğütlemiştir.(11) Kur'ân teslisi açıkça reddetmekte, temel prensip olarak tevhidi ortaya koymaktadır.

Hadislerde de İsa'dan bahsedilmektedir. Her doğana şeytanın mutlaka dokunduğu, ancak Hz. İsa'ya şeytanın doğrudan değil perde arkasından dokunabildiği, onun beşikte iken konuşan üç kişiden biri olduğu, Hz. Peygamber’in onunla miraç gecesi ikinci kat semada karşılaştığı, kıyamette İsa'nın şefaat için kendisine gelenleri Hz. Muhammed'e göndereceği belirtilmektedir. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve rasûlu, İsa'nın da Allah'ın kulu ve elçisi olup Allah'ın Meryem'e ilkah ettiği kelimesi ve Allah'tan bir ruh olduğuna inanan kimsenin cennete gireceği, Meryem oğlu İsa'ya en yakın kimsenin Hz. Muhammed olduğu yine hadislerde açıklanmaktadır. Ayrıca Rasûl-i Ekrem, Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı methettikleri gibi kendisinin methedilmesini yasaklamıştır. Diğer taraftan Hz. İsa'nın şemaili de hadislerde yer almaktadır. Buna göre İsa kırmızı benizli, kıvırcık saçlı, geniş göğüslüdür.

Kur'ân-ı Kerim ve hadislerde takdim edilen İsa, İnciller'de ve Hıristiyan teolojisindekinden farklıdır. Hıristiyanlıkta temel inanç esaslarından olan uluhiyyetin bedenleşmesi, İsa'nın çarmıha gerilmesi dolayısıyla kurtuluş fidyesi oluşu Kur'ân tarafından kabul edilmez. Bu farklılıklar, daha ilk dönemlerden itibaren Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında tartışmaların başlamasına sebep olmuş, iki taraf da birbirini reddeden ve tenkitlere cevap veren eserler kaleme almış, böylece geniş bir reddiye literatürü oluşmuştur. Daha asr-ı saadette Necran Hıristiyanları Hz. Peygamber'i ziyaret edince Hıristiyanlığın temel inançları tartışılmıştır. Al-i İmran sûresinin ilk seksen âyetinin Medine'de Peygamber'i ziyaret eden Necran heyetiyle yapılan görüşme ve İsa ile ilgili tartışma sebebiyle nazil olduğu rivayet edilmektedir.

1) Al-i İmran 3/33

2) Meryem 19/ 16-21

3) Meryem 19/22

4) 1/26-35

5) Al-i İmran3/59

6) el.-Müminun 23/50

7) Meryem 19/33

8) Al-i İmran 3/54

9) en-Nisa 4/157-158

10) en-Nisa 4/172; el-Maide 5/17,75; Meryem 19/ 30; ez-Zuhruf 43/59

11) el-Maide 5/116-117