Adı gibi esrarengiz olan, casuslar savaşı ve komplolarla simgeleşmiş Soğuk Savaş döneminin ürünü olan 'Gladio'; geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen ve Türkiye'yi sarsan menfur Danıştay saldırı ve cinayetinin ardından sıklıkla telaffuz edilmeye başlandı.

Olayı takip eden gelişmelerin ve ardından yürütülen soruşturmaların gün geçtikçe birtakım karanlık ilişkileri ve hücresel yapılanmaları gündeme taşıması ve bu olayın ülkemizin siyasi ve ekonomik istikrarını bozmaya yönelik olduğuna ilişkin yaygın kanaatlerin oluşması, kuşkusuz bunun en önemli nedeniydi.

Bu ilk defa da olmuyordu aslında. Ülkemizde ne zaman provokatif yönü ağır basan bu tür terör olayları ya da eylemleri vuku bulmuşsa, 'Gladio' olgusu da gündeme gelmişti. 1 Mayıs 1977 olaylarından günümüze kadar, birçok benzeri olayın arkasında bu tür bir yapının olabileceği zaman zaman kimi yazar ve araştırmacılar tarafından vurgulanmıştı. Bunun arkasında kuşkusuz, Soğuk Savaş döneminin şartlarında NATO tarafından, gerçekte potansiyel olarak ve jeo-stratejik anlamda Sovyetler Birliği'nin askeri tehdidi altında olan NATO üyesi Batı Avrupa ülkelerinde, herhangi bir işgal durumunda yerel unsurları örgütleyerek oluşturacağı paramiliter nitelikteki kuvvetleriyle uzun süreli bir direnişi gerçekleştirmek amacıyla oluşturulan birtakım özel birimlerin; gerek bu dönemde ve gerekse daha sonra bazı ülkelerde 'istikrarsızlaştırma' politikalarının birer aracı olabilecek operasyonlarda kullanılmış olma şüphesi yatmaktadır. Bu şüpheler aslında bir paranoya ürünü de değildir. Zira bazı Avrupa ülkelerinde bunu ortaya koyan gelişmeler yaşanmıştır.

Gerilim stratejisi ve istikrarsızlaştırma

Biz de bu yazı dizimizde 'Gladio' olgusunu, gerek Soğuk Savaş döneminde ve gerekse daha sonra oynadığı roller açısından ele almaya çalışacağız. O halde, işe bu yapının nasıl ortaya çıktığıyla başlayalım. Gladio'nun ilk yapılanması; 1950'li yılların ilk dönemine rastlar. 'Gladio' aslında NATO'nun, özellikle CIA ve İngiliz gizli servisleri destekli 'stay behind' olarak bilinen büyük çaplı ve gizli bir operasyonun sadece İtalya ayağını ifade ediyordu. Öncelikli faaliyet alanı, ileride ayrıntılı olarak bahsedeceğimiz İtalya olduğu ve görünen en büyük kısmı İtalya'da ortaya çıktığı için bu operasyon ve yapılanma dünya kamuoyunda 'Gladio' ya da 'Gladio Operasyonu' olarak bilindi. Yani Gladio, aslında sadece İtalyan 'stay-behind' yapılanmasıyken, bu kavram diğer ülkelerde farklı adlarla bilinen yapılanmalar için de kullanıldı.

'Gladio' etimolojik olarak Latince kısa ve çift taraflı kılıç anlamına gelmektedir. Bu bana terörist hareketlerin tarihte bilinen en eski örneklerinden birisi ve ilk gizli yapılanması olarak kabul edilen Sicarileri hatırlatıyor. Sicarilere de adını veren, kullandıkları 'sica' isimli, kısa olduğu için kolayca gizlenebilen ama oldukça etkili suikast kılıçlarıydı. Dinsel bir tarikat olan Sicariler, M.Ö. 73-66 yılları arasında Filistin'de dini nitelikli ve örgütlü bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Tarihi kaynaklara göre bu tarikat, faaliyetlerini katı kurallara bağlı olmaksızın, şartlara bağlı olarak değişebilen taktiklerle yürütmekte, düşmanlarına gündüz ve özellikle kalabalık tatil günlerinde saldırmaktaydılar. Suikast şeklindeki adam öldürme ve cinayetler, Sicariler için adeta bir tür sanat olarak telakki ediliyordu. Kendilerini milliyetçi ve vatansever olarak tanımlıyorlardı. Sicarilerin öncelikli hedefleri ise, Mısır ve Filistin'deki dönemin Yahudi Barış Partisi'nin ılımlı mensuplarıydı.

İkinci Dünya Savaşı'nın yakıcı hararetinin ardından gelen Soğuk Savaş döneminde ki genellikle 1947'den Sovyetler Birliği'nin resmen dağılmaya başladığı 25 Aralık 1991 arası dönem kastedilir, özellikle ABD ve İngiltere'nin askerî ve istihbarat birimlerinin kontrol ve öncülüğünde 'Geride dur/Gölgede kal' olarak çevirebileceğimiz 'Stay Behind' kavramıyla ifade edilen ve sivil unsurları da bünyesinde barındırdığı için genelde yarı-askerî paramiliter nitelikte olan birimler oluşturuldu. 'Stay behind', aynı zamanda bu operasyonun genel adıydı. Yapılanmaları genelde 'özel kuvvetler'in yapılanmasına benzeyen bu birimlerin açıklanan resmî görevleri, Doğu Bloku'nun herhangi bir Batı Avrupa ya da NATO üyesi bir ülkeyi işgal etmesi durumunda, gayri nizami harp yöntemleriyle düşmanı durdurmak, oyalamak, zarar vermek, istihbarat elde etmek, iletişim ve lojistik unsurlarına sabotajlar yapmak, stratejik öneme sahip hedefleri yok etmek gibi bir takım özel görevleri ifa etmekti. Özellikle vurgulanması gereken bir görevi de bu ülkelerde Sovyet etkisi altında olan komünist partilerin iktidarı ele geçirmelerini engellemekti. 1984 yılından itibaren varlığından şüphe edilen Gladio'nun resmen ilan edilmesi, İtalya'da aşırı sağ radikal bir örgüt olan Avanguardia Nazionale üyesi Vincenzo Vinciguerra'nın 1990 yılındaki yargılanması esnasında oldu. Dönemin başbakanı Giulio Andreotti, 24 Ekim 1990 tarihinde bu yapılanmanın varlığını kamuoyuna açıkladı. Daha sonra yapılan soruşturmalar, bu örgütün neo-faşistler, mafya ve mason locası P2 (Propaganda Due - Propaganda ile ilişkilerini ortaya çıkaracak ve belki çok daha önemlisi Gladio'nun İtalya siyasetinde önemli bir süreç olan 1970-1980 arası dönemde İtalyan Komünist Partisi (PCI)'nin seçimlerde başarı kazanmasını önlemek amacıyla uygulanan 'Gerilim Stratejisi [strategia della tensione]'nin bir parçası olduğu anlaşılacaktı. Bu dönemde İtalya'da uygulanan gerilim stratejisi; kışkırtıcı ve tedirgin edici terör olayları yoluyla korku yaratmak, yönlendirici ve yanıltıcı bilgilendirme, ajan provokatörlerin kullanılması ve benzeri psikolojik harp unsur ve araçlarıyla kamuoyunun kontrol ve manipüle edilmesini amaçlıyordu.

Bu dönemde (1970-1980) özellikle Ordine Nuovo, Avanguardia Nazionale ya da Fronte Nazionale gibi neofaşist terör örgütleri, İtalya'da tam anlamıyla terör estiriyorlardı. Cinayetler cinayetleri, bombalamalar bir diğerini izliyordu. Ama olayın ilginç yanı ve can alıcı noktası, bu eylemler literatüre 'sahte bayraklı [false flag terrorist attacks] terör saldırıları' olarak geçecek şekilde, komünist gruplar adına yapılıyordu. Yani bu olayları neo-faşist terör örgütleri, komünist terör örgütleri maskesi altında gerçekleştiriyor ve onlar adına üstleniyorlardı.

NATO bağlantılı örgütler

Diğer taraftan Soğuk Savaş döneminin komünizm tehdidine karşı kuruldukları ve halk destekli gayri nizami harp amaçladıkları için, Gladio tipi yapıların sağ ve milliyetçi unsurlar üzerinde şekillenmesi, en azından bunları bünyesinde barındırması belki de kaçınılmazdı. Daha sonra yapılan soruşturmalar, bu örgütlerin birtakım iç ve dış istihbarat örgütleri ve NATO'nun Sovyet tehdidine karşı geliştirdiği 'stay-behind' projesinin ürünü olarak, bir tür gerilla tarzı direniş örgütü olarak eğitip donattığı Gladio örgütü tarafından desteklendiğini ortaya çıkaracaktı. Öyle ki 2000 yılında, 'Zeytin Ağacı Koalisyonu' olarak anılan bir Parlamento komisyonu tarafından hazırlanan bir raporda, Gladio tarafından izlenen 'gerilim stratejisi'nin; öncelikle İtalyan Komünist Partisi (PCI)'nin ve bir ölçüde de İtalyan Sosyalist Partisi (PSI)'nin iktidara gelmesini önlemek isteyen Amerika tarafından desteklendiği sonucuna varılmıştı.

Bu tip yapılar üzerinde sivil hükümetlerin ve sivil bürokrasinin ciddi anlamda kontrolleri zaten çok da mümkün değildi. Fakat bu konuda İtalyan kamuoyunun baskısının yarattığı siyasi kararlılık neticesinde, 1980 sonrası dönemde İtalya'da sadece mafyaya karşı değil; aynı zamanda bu tür yapılanmalara karşı da bir 'temiz eller' operasyonu başlayacaktı. Yerine getirmesi beklenen görevleri dikkate aldığımızda, bu tür bir yapının oluşturulabilmesi ilgili ülkelerin silahlı kuvvetleri ve istihbarat örgütlerinin karşılıklı işbirliğini gerektiriyordu. Dolayısıyla Gladio türü yapılanmalar, ulusal gizli servislere ya da ilgili NATO karargâhlarına bağlı çalışıyordu. Ülkelerin parlamentolarının ve çoğu zaman hükümetlerinin denetiminin dışında kalabiliyordu.

Stay behind örgütleri, özellikle Amerikan Özel Kuvvetleri 'Yeşil Bereliler' ve İngilizlerin seçkin birlikleri olan SAS komandolarıyla birlikte eğitiliyor ve Amerikan CIA ile İngiliz gizli servisleri SIS ve MI6 tarafından donatılıp kontrol ediliyorlardı. Stay behind operasyonu kapsamında Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İtalya, Luxemburg, Hollanda, Portekiz ve Türkiye gibi NATO üyesi ülkelerin yanı sıra; Avusturya, Finlandiya, İsveç ve İsviçre gibi tarafsız Avrupa ülkeleri de vardı. Doğal olarak bir bakıma NATO'nun gizli orduları sayılan stay behind yapılanması, ülkelere göre değişik 'kod' adlar alıyordu: İtalya'daki kod adı 'Gladio', Yunanistan'da Lochos Oreinon Katadromon - (LOK) [Yunan Dağ Tugayı ya da Helen Saldırı Gücü olarak bilinmektedir], Belçika'da SDRA8, Danimarka'da Absalon, Almanya'da TD BDJ, Luxemburg'da 'Stay-Behind, Hollanda'da I&O, Norveç'te ROC, Portekiz'de Aginter, İsviçre'de P26 ve Avusturya'da OWSGV idi. Bunların yanında bu yapılanmanın Fransa, Finlandiya, İspanya ve İsveç'teki adları halen bilinmemektedir.

Gladio'nun Türkiye uzantısı

Türkiye'de ise bu yapılanma başlangıçta 'kontrgerilla' olarak adlandırıldı. Daha sonra ise, sonradan 'Özel Kuvvetler Komutanlığı'na dönüşecek olan 'Özel Harp Dairesi' ile ilişkilendirildi. Kanaatimizce bir bütün olarak Özel Harp Dairesi'ni Gladio'nun bir ürünü olarak düşünmek yanlıştı. Ama bu dairenin varlık amacı ve özellikleri göz önünde tutulduğunda, Gladio türü birimler oluşturulmuşsa, böyle bir yapılanma içinde olması en kuvvetli ihtimaldi. Aslında Gladio'nun buraya kadar olan hikâyesinde Soğuk Savaş döneminin özel şartlarında anormal olan bir şey de yoktur. Bu tür yapılanmaların varlığı, bu döneme ilişkin stratejik planlamaların bir gereği olarak oldukça rasyonel gözükmektedir. Ne var ki daha sonra bu yapılanmaların, zaman içerisinde varlık nedenleri olan resmi görevlerinin sınırlarını aştıkları ortaya çıkmaya başladı.

Özellikle 1990'lı yılların başlarında yayınlanan bazı araştırmalarda, bu tür yapılanmaların bulunduğu ülkelerde Gladio mensuplarının yurtiçinde de faaliyette bulundukları, birtakım istikrarsızlaştırma operasyonlarında kullanıldıkları, ulusal ve uluslararası düzeydeki siyasi komplolara alet oldukları ve hatta ülke içinde kimi zaman ideolojik bir savaşın kimi zaman da çıkar çatışmalarının bir aracı haline dönüştürüldükleri iddiaları yer aldı. Zaten stay behind örgütlerinin kimi ülkelerde büyük skandallara yol açmış olmasının nedeni, asıl kuruluş gerekçesi ya da varlığından ziyade, birtakım yurtiçi operasyonlarda temel amaçları dışında kullanılmış olmalarıdır. Bunun yanı sıra, özellikle İtalya'da Gladio yapılanması içerisinde sadece ordu ve istihbarat örgütleri mensuplarının değil; aynı zamanda mafya üyeleri veya bunlarla ilişkili işadamları ve bürokratların da yer aldığı anlaşıldı. İtalya'da Gladio'nun 5000 civarında mensubu olduğu tahmin ediliyordu.