Haber Karamazov Kardeşler Romanının Dizi Olarak Çekilmesiyle İlgili.

Bir haber dolaşıyor ortalıkta: Dostoyevski’nin en ünlü eserlerinden biri kabul edilen Karamazov Kardeşler romanının dizi olarak çekilmesiyle ilgili.

Aklıma hemen, Aşk-ı Memnu gibi uyarlanırsa, 2020 yıllarının ortasında bile bitme ihtimali olmadığı geldi.

Kolay değil, roman dört cilt...

Şunu hemen belirteyim de, ardından “meydanı boş buldun da atıyorsun,” denmesin.

2001 yılından bu yana, Dostoyevski’nin biyografik romanını yazmakla uğraşıyorum.

Kolay bir yazar değil.

Özellikle de Petraçevski ayaklanmasından sonra, iyice çetrefilli bir yazar haline gelmiştir Dostoyevski.

Petraçevski ayaklanması öncesi yazdığı en ünlü romanı, aynı zamanda da ilk romanlarından biri olan Dvoynik (Türkçe’ye Öteki adıyla çevrildi) müthiş bir “bürokrasi ve memur” eleştirisidir.

Petraçevski ayaklanması sonrasında yazdığı romanlar içerisinde en başarılı olmasa da en ünlülerinden biri sayılan Karamazov Kardeşler, basitçe ele alındığında, elbette Kaz dağları eteğinde bir aileye, 1930 yıllarının koşullarıyla uyarlanabilir.

Kabaca bakıldığında; ahlaksız, sert ve acımasız bir adam olan baba Karamazov ile, oğulları Dimitri, Aleksey, Sverdiyakov ve ivan arasında geçen olayları ele alır.

Buna bir de, hepsini aşık olduğu Gruşenka adında bir kadın dahildir.

Bu kadarı bile, dizi yapılacaksa eğer, yeterli sayılabilir.

Ama Karamazov Kardeşler romanı ne haris bir baba ile dört oğlu arasında geçen basit çekememezlik ile sınırlıdır ne de Gruşenka’ya hep birlikte “yanaşma” ile açıklanabilir.

Dostoyevski’nin, ilk ipuçlarını Suç ve Ceza romanında verdiği, “gerekli ve gereksiz” insan tartışmalarının doruk noktasını oluşturur Karamazov Kardeşler.

Dostoyevski, varoluşçuluk felsefesinin en karamsar doğurganlarından biridir. Yazar için insanlar iki kısma ayrılmıştır: Kötüler ve nedamet getiren kötüler.

Kötüler, asla iflah olmazlar ve cezalarını mutlaka bir biçimde çekerler, ama nedamet getiren kötüler, bağışlanası “insancıklar”dır.

Suç ve Ceza romanındaki Raskolnikov gibi, insanlar cinayet de işleseler, bu kötülüklerinden Tanrıya dönerek kurtulabilirler.

Dostoyevski’nin hemen tüm eserleri, karanlık bir perde görünümündedir. Olumlu kahramanı yoktur, kadın kahramanı yoktur. Kadınlar bir figürdür. Ortalığı kızıştırır ve romandan çıkar giderler.

Budala romanındaki Nastasya Filipovna gibi, amaçları iki arkadaşın arasına girmek veya babalar ve çocukları arasında düşmanlık yaratmaktır.

Ama önemli olan orada kadının düşünsel varlığı, aktardığı düşünce değil, bizzatihi nesnel varlığıdır. Bu, Dostoyevski’nin kafasında hep Adem ile Havva’nın birlikteliğinde, Havva’nı Ademi baştan çıkarması olarak yansır.

Dünya, erkek egemen dünyadır ve kadınlar birer figür olarak ortada dolaşırlar. Aslında bütün kötülüklerin ve insanın dışa atılmışlığının temelinde kadınlar yatmaktadır.

Suç ve Ceza’da baltayla öldürülen yaşlı iki kadının ölümü için Raskolnikov’un gerekçesi, onların artık ihtiyacı olmadığı halde, paraları kendilerine saklamalarıdır.

Karamazov Kardeşler romanının temelinde ise, artık Raskolnikov ile ortaya çıkan “bu dünyaya” fırlatılmışlık ve çaresizlik duygusunu dört kardeş ve bir baba arasında yaşatma vardır.

Tıpkı, Monte Cristo’dan yola çıkarak çekilen “Ezel” gibi, Karamazov Kardeşler de türlü entrikaların canlandırılabilceği bir senaryoya zemin oluşturur. Romana bir şey katmak gibi bir amaç da olmadığına göre, bu dizi, kardeşler arasındaki çekememezlik ile Baba ile kardeşler arasındaki anlaşmazlıklar açısından ele alınacak ve izleyicinin ilgisi bin yıllardır bilinen tema üzerinden hayata geçirilecektir.

Salt konu olarak bakıldığında, çok basit bir konusu vardır Karamazov Kardeşler’in, ama Dostoyevski’nin beyin labirentine bir kez girmeye görsün insan, buradan nasıl çıkacağını da asla bilemez.

Anahtarı yoktur çünkü beyin sarmalındaki tuhaf yaratımların.

Şu kadarını gönül rahatlığıyla ve emin olarak söyleyebilirim ki, eğer Karamazov Kardeşler’den esinlenerek bir dizi gerçekleştirilecekse, bu asla Dostoyevski’nin anlattığı dünya olmayacaktır.

iyilikler ve kötülükler, iyi insanlar ve kötü insanlar şematiğinde çekilirse eğer, elbette izleyici de bulacaktır, ama asla bir Dostoyevski eseri olmayacaktır.

Karamazov Kardeşler, yazarın olgunluk dönemi eseridir ve bu kitapta gerçek ile gerçek olmayanın yaman bir kavgası söz konusudur. Kişiler elle tutulur çapta kötüdürler ve doğal olarak da gerçektirler, ama bu gerçek öylesine şiddetli bir tokat olarak okurun suratına çarpılır ki, okur bir an bunun gerçek olmadığı duygusuna kapılır ve bu duygu asla okuru terk etmez.

Bu yüzden de belki, Dostoyevski’yi okumak, onun yarattığı Mışkin, Verhilov, ivan, Dimitri, Sverdiyakov gibi tiplere “kuşku” ile bakmayı sağlar.

Lebedev gibi tiplemeler (Budala romanındaki yalaka tip), gerçeğe en yakın olan tiplerdir. Tam okur ona alışmışken, ippolit gibi “dengesiz” ve gerçek olmayan bir tip okurun aklını karıştırıverir.

Bilinçaltının karanlık dehlizlerinde dolaşmaktan yorulmazsanız eğer, Karamazov Kardeşler, bu konuda yazılmış en önemli kitaplardan biridir, ama insanı da bunaltır açıkçası.

Filmi çekildiği zaman bile, bu karanlık ve sıkıcı tablo, tüm insani kötülük-iyilik çatışmasına rağmen ortadan kalkmamıştır.

Ama başta da belirttiğimiz gibi, eğer yalnızca birbiri ile ilişkisi “tuhaflıktan” öte geçmeyen baba ve oğullar arasındaki çekişme ve bu çekişmenin tam ortasındaki Gruşenka ile sınırlı kalacak ise dizi, elbette yeni bir “Dallas” nehri ile yaşamaya hazır olması gerek “dizi düşkünlerinin”.

Zaten, Dostoyevski’nin hiçbir eserinin, onun anlamına renk katacak bir “dizi” haline getirilmesi mümkün de değildir.

Yapılan, temayı tırtıklamaktır, özü değil.

Öz tırtıklanırsa mı?

Kimse seyretmez. Kendini niye anlamaya çalışsın ki?

Mümtaz idil / Odatv (TelevizyonGazetesi.com)