"İnsanlar, başkalarının kusurlarını görmek konusunda kartallara, kendi hatalarını görmek konusunda ise köstebeklere benzerler."
François de Sales


İnsan yaşamı yolculuklarla geçiyor... Sözünü ettiğim yolculuk; otobüs ya da uçakla, bir mekandan başka mekana gidilmesi anlamında algılanmamalı... İçimizde gelişen, yani yüreğimizin derinliklerinde gezinirken gördüklerimiz... Dışımızda oluşan, yani bakıp da görebildiğimiz veya görüp de hissedemediğimiz.... Bazen doğru algıladığımız, bazen algılayamadığımız, bazen de yanlış algıladığımız... Özetle, bir başka dünyaya gidene dek süren, geniş ve bitimsiz yolculuk.

Evet! Yaşam, başlıbaşına bir yolculuk... Yaşam, bir alışveriş döngüsü. Yaşam, nefesin alınırken verildiği, verilirken de alındığı soyut bir ticaret gibi görünürken; sonuncusunu verdiğimizde geri alamayacağımız, her zaman tartışmaya açık bir kavram...

Yani yaşam; yol ve yolcu!... Yani yaşam; her zaman bakılması ve asla kırık olmaması gereken bir ayna!...

Özellikle de içimize baktığımızda, sık sık temizlenmesi gereken bir yansıtıcı.

Dış dünyaya her baktığımızda, herkeste ve her şeyde az da olsa kendimizi bulabilir; bunu içimizdeki görüyle bütünleştirip, bir senteze dönüştürebiliriz.

Ne zaman bir resme baksak (iyi ya da kötü bir resim olabilir), beğensek de beğenmesek de, mutlaka içimizden bir parçaya dokunabiliriz.

Ne zaman bir yola baksak (engelli ya da engelsiz olabilir), gitsek de gitmesek de, kesinlikle düşlerimizden bir gölge oradadır.

Ne zaman bir canlıya baksak (insan ya da değil), tanışsak da tanışmasak da aynı öze ulaşabiliriz.

İçimdeki aynaya bakıyorum... Diyor ki bana; sen bugünlerine hata yaparak geldin!... Yaptığın yanlışları görerek düzeldin. Göremediğin zaman küçüldün. Sen bir hatalar yumağısın!... Ama bu hataların ayrımına vardığında, anladın ki düzelme yolunda ilk adımını atmaktasın. En önemlisi de kendini değerlendirmeyi başarabildin... Diğer insanların duygu ve düşüncelerini, kendi benliğine taşıyan bir köprü örebildin!... Sen çok güzel şeyler de yaptın!...

Ya başkaları!... Ya bazıları!...Yanılsamalarının çöplüğünde kirlenmiş, ama hala bu kirliliğin farkında olamayan, hayatımızdaki küçük azınlık. Çarpıtılmış sitemlerini dışavurup rahatladıklarında, birilerinin içini acıttıklarını anlayamayanlar! Hayatlarımızı sancılara sürükleyip, bunu onların yaptığını bilmediğimizi sananlar. Yani sadece yargıç koltuğunda oturup, sabıkalarını yadsımayı seçenler... Kendileriyle asla tanışamayacak olanlar!

Ve sizler!...Yani bu satırları bizimle paylaşan dostlar!...

Sizin de yaşamınız da böyleleri yok mu? Sizler hiç yanılgıya düşmediniz mi?

Kendi sentezinizi oluşturabiliyor musunuz?... İyi ya da kötü!...

Duymamış olabilirsiniz belki!... Bir Afrika atasözüne göre:

Gözlerimizin rengi, biçimi farklı olabilir, ama gözyaşlarımızın rengi aynıdır!

Ya tadı! Ya tadı nasıldır gözyaşlarımızın?

Hiç tatmadınız mı?...