"Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez."
Tolstoy


"Değişmeyen tek şey değişim." diyorlar. Bu görüşe katılmakla birlikte, bir nüansı kaçırmamak gerektiği inancındayım. Değişimin hızı giderek artmakta...

İnsanlığın bilinen tarihine, şöyle bir baktığımızda, devinimdeki artışı görmememiz mümkün değildir. Özellikle de, yirminci yüzyılın başlangıcından sonraki dönem başlıbaşına bir hız çağıdır. Uzayın sonsuzluğu yolundaki ilerlemeler bunun en güzel kanıtıdır.

Ama konumuz bu değil... Konumuz, önce neyin ya da kimin değişmesi gerektiğidir!

Bazen, dış dünyayla öylesine kısır iletişimler içine gireriz ki, kendi içimize dönüp bakmayı unuturuz.. Aslında, dışımızdaki değişimler de içimizdeki değişimlerle orantılıdır. Her ikisi de birbirini tetikler. Ve hayat devam eder...

İnsan dünyaya gelirken, binlerce bilgiyi de beraberinde getirir. Çünkü o bilgiler yaşamının başlangıcı için gereklidir. Doğar doğmaz ağlamayan bebekte bir sorun var demektir. Bebek ağlar, varlığını kanıtlar. Akciğerleri açılır, nefes alır. Gözkapakları kımıldar. Yaşamsal gereksinimleri için mesajlar gönderir. O masum bedeniyle, ihtiyaçlarının karşılanması için bildiği her hareketi kullanır. Bizler de bir bebeğin ihtiyaç dilini bildiğimiz için, ne istediğini anlar, gidermek için gerekenleri yapmaya çalışırız... Hepimiz o yoldan geçmedik mi!...

Öğretilen ve öğrendiğimiz şeyler geleceğimizi oluşturur. En yakınımızdakiler yarınlarımızı etkiler. Bilerek ya da bilmeyerek (yanlış ya da doğru), onların tutum ve davranışları bizi biz yapar.

Belli bir olgunluğa eriştikten sonra, artık ebeveynlerimize giderek dah az ihtiyaç duyduğumuzu düşünür, kendimiz olabilme çabası içerisine gireriz. Ama o çabaları bile geçmişimiz belirler. Genellikle, geçmişimizde bize ne ekildiyse ona yakın şeyler biçeriz. Ve bizden sonra gelenlerede benzer şeyler ekmeye çalışırız. Ama bazılarımız kendini aşıp, içinde yer aldığı düzenin çok ötesine gitmeyi başarır. Dünyaya yön verir.

Çağımızın bir özelliğide "Kendine Yardım Kitapları" nın hayatımızla tanışmasıdır. Doğu batı felsefesinin sentezi niteliğindeki, iyimserlik aşılarıyla dolu bu tür kitaplar çoğunlukla batılı yazarların derlemesi ve yorumlamasıyla kitaplığımıza ve beynimize girer.. Neler mi vardır bu kitaplar da?...

Kendisiyle barışık, sevgi dolu, öfke ve kızgınlığı içinden uzaklaştırmasını bilen; dünyayı değiştirmeye başlamadan önce, kendini değiştirme bilinciyle dolu bireyler olmamızı sağlamayı amaçlayan bilgiler...

Her yetişkin, az ya da çok tatmışdır bu kitaplardan. En azından kitap vitrinlerinde görmüştür. Hele de iç sıkıntılarının farkında olanların dikkatini mutlaka çekmiştir. Uzmanlar da genellikle, pozitif etkiler yaratan bu tür kitapları okumamızı önerirler...

Olumlu düşünce üzerine oldukça okudum. Ne ölçüde yararlandım, bilemiyorum. Bu kitaplar beni değiştirdi mi? Veya bu tür kitapların yardımıyla ben kendimi değiştirebildim mi?... Yine bilemiyorum!...

Ama öğrendiğim birkaç şey var: Kimse başkasını, o istemiyorsa değiştiremez. Önce kendi içindeki olumlu gelişmeleri sağlayamayan, dışındaki dünyanın değişimine yapıcı katkılarda bulunamaz...

Hele ki, insanların sevgi, saygı ve barışa en çok gereksinim duydukları şu ince günlerde...

Önce içimiz de barış, sonra dışımızda huzur ve mutluluk.

Bilir misiniz; sevgi görmeyen bebek ölür! Sevgi su gibidir, yaşamsal önem taşır...

Toplumlar da öyle!